Haziran
Karadeniz Teknik Üniversitesi Senatosu’Ndan Kınama
Rektörlük
Alman Federal Meclisi’nin 2 Haziran 2016 tarihinde kabul ettiÄŸi “Yüzyıl önce Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda baÅŸlayan Ermenilere ve diÄŸer Hristiyan azınlıklara yönelik tehcir ve katliamların kurbanlarının anısı önünde saygıyla eÄŸilir” baÅŸlıklı tasarı tarihi çarpıtma ve iftiradan öteye geçmeyen bir belge hükmündedir.
Türk milletinin tarih önünde veremeyeceÄŸi bir hesabı yoktur. İnancımızdan gelen “bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüÅŸ olur” anlayışı insanlık deÄŸerlerine yönelik saygı kültürümüzü oluÅŸturmuÅŸtur. Tarihte kurmuÅŸ olduÄŸumuz devletler vasıtasıyla hâkimiyet ve medeniyet tesis etmiÅŸ olduÄŸumuz coÄŸrafyalarda bunun sayısız örneklerini sergiledik. 1492 yılında İspanya’dan Engizisyon mahkemelerinden kaçan Yahudilere, 1848’de Slav ve Germen baskısından kaçan Lehistan (Polonya) ve Macaristan Hristiyanlarına, 1917’de BolÅŸevik İhtilâlinden kaçan Beyaz Ruslara kapılarını açıp ekmeÄŸini ve toprağını paylaÅŸan Osmanlı Devleti idi. 20. yüzyılın sonlarına doÄŸru OrtadoÄŸu, Balkanlar ve Kafkasya’yı emperyal niyetleri doÄŸrultusunda karıştıran Batılılar, farklı dinlerden ama bu sefer çoÄŸu Müslüman olan milyonlarca insanın ölümüne ya da doÄŸup büyüdüÄŸü toprağı terk etmesine sebep oldu. Bu mültecilerin sığındığı ülke yine bu necip milletin devleti, Türkiye Cumhuriyeti olmuÅŸtur.
20. yüzyıl tarihe “savaÅŸ yüzyılı” olarak geçmiÅŸtir. Bunun baÅŸ müsebbibi de Almanya’dır. İki büyük savaşı çıkartan Almanlar, 60 milyondan fazla insanın ölümüne milyonlarca insanın evini, iÅŸini ve toprağını kaybetmesine sebep olmuÅŸtur. Ayrıca II. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Yahudilere karşı uyguladıkları etnik temizlik projesi ile insanlık tarihinin utanç sayfalarından birini oluÅŸturmuÅŸlardır. Åžimdi bunları unuttururcasına parlamento kararıyla yeni bir tarih yazarak kendilerini temize çıkartma kurnazlığına yönelmektedirler.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında emperyalist rekabetin en önemli hedef alanı ÅŸüphesiz ki Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun topraklarıydı. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun 1914 yılı Kasım ayında savaÅŸa dâhil olmasıyla; bekledikleri fırsatı bulduklarına inanan Ermeni toplumunun ileri gelenleri ve komitacıları, uyruÄŸunda bulunmuÅŸ oldukları devlete bu sefer, topyekûn isyan bayrağını çekmiÅŸlerdi. SavaÅŸ sürerken Ermenilerin uygulamış oldukları strateji, bir yandan Osmanlı Devleti’nin savaşı sürdürmek için gerekli gördüÄŸü seferberliÄŸi baltalamak, diÄŸer yandan sivil ve korumasız Müslüman halka yönelik katliamlara giriÅŸerek cephe gerisini çökertmekti. Bunları yaparken gönüllü alaylar teÅŸkil ederek Rus ordusu içerisinde yer almaktan da geri durmamışlardı. AzgınlaÅŸan Ermeni çetelerine yönelik Osmanlı Devleti hukuk nizamı içerisinde kalarak “ Sevk ve İskân Kanunu” nu çıkartmış ve tedbir alma ihtiyacı hissetmiÅŸtir. Birinci Dünya Savaşı sırasında yaÅŸanan hadiseleri parlamento kararıyla yeniden yazmaya çalışan Almanya ile o yıllarda müttefiktik. Herkesten çok Almanlar bileceklerdir ki; o yıllarda, yani savaÅŸ atmosferinde Ermenilere yönelik alınan tedbirlerin esas amacı onların “can güvenliÄŸini” saÄŸlamaya yönelikti.
Bugün propaganda mekanizmalarının etkin çalışmasıyla küresel güçler yeniden yükseliÅŸe geçen Türk milletinin hızını kesmeye ve onu bühtan altında bırakmaya çalışmaktadırlar. Bunun son halkasına insanlığa karşı iÅŸlemiÅŸ olduÄŸu suçlardan dolayı alnındaki kara lekeyi bir türlü silememiÅŸ olan Almanya da eklenmiÅŸtir. Almanya’da yaÅŸayan 3 milyon civarındaki Türkün temsilcisi olarak Federal Mecliste görev yapan Türk asıllı 11 parlamenter de maalesef bu kirli oyuna alet olmuÅŸtur. Tarih onları da kayıt altına almış oldu.
Bu vesileyle bir kez daha diyoruz ki, tarihin tekerrür etmemesi ve deÄŸiÅŸmeyen gerçeklerin insanlığı ÅŸaşırtacak bir boyut kazanmaması için; devlet geleneÄŸimizin binlerce yıllık geçmiÅŸinden almış olduÄŸu güvenle, Türk milleti bu türden iftiraları reddeder ve insanlık deÄŸerlerine yönelik saygılı duruÅŸunu sürdürür.